her zaman bir son vardır .... kermitim.blogspot.com isimli bloguma veda posttum olsun istedim :) koskocaman beş seneyi devirmişim burada.....herkese tekrardan ayrı ayrı teşekkür ediyorum.yeni başlangıçlara yelken açmak için, kimi zaman eskileri bırakmak gerekir.yeni ufuklar bekler beni, hepiniz sağlıcakla kalın.
hani bazen bir kere gidersin ve unutursun...yada bazen neden geldik dersin..... vazgeçemediğim yerlerden yine bir tanesi olan topkapı sarayı .... her gidişim yeni bir keşif havasında, kalbimi uçurur ..... onca okunan tarihi kitaba inat, yeniden bir başıma yazarım tarihi, tarihini ve tarihimi ......
zihnim beni şaşırtır ve neler neler hatırlatır her köşe ..... her gidişte yeni bir yeri keşfeder, öncesinde nasıl olmuşta görmemişim derim .... saatler saatleri kovalar, dakikalar kendi içinde girdikleri yarışta beni malup edip, zorunlu ayrılık zamanı ile tanıştırırlar beni......
kalk mı gitmek mi zor ... yoksa zihnindeki düşüncelerinin sürekli durmadan akması mıdır zor olan ...... bilemedim şimdi .... en sevdiğim yer olan topkapı sarayını yeniden görmek ve huzura dalmak istedim....
senenin ikinci yağmuru da yağıyor bugün.... ne çok severim yağumuru .... sıcacık battaniyem, fonda güzel bir tını, elimde sıcak şarap ile ;bir şömine de varsa yamacımda; benden mutlusu yok sanarım...... işe giderken kurulması tehlikeli olan hayallerden olan bu isteğim beni mekanlar arası transfere zorluyor ..... rutinin alışılmış döngüsü içinde seyir alemlerine devam ederken, sabah bir arkadaşımın facebook duvarında yazdığı yazı ile kendimi tutmak istemediğimi hissettim...sana, bana,sizlere ve bizlere sormak istiyorum ....Sende Kaç Maske Var ?!?!?!
eskiden iki yüzlü derdik..iki maske eder toplamda.ya peki şimdi öyle mi ? kaç tane dolapta tuttuğumuz maskelerimiz var.her yere, her ortama uyan ve şık görünen maskelerimiz ve bizler... peki öz'ümüz nerede ? göstermeye mi korkuyor yoksa gösterdikten sonra olacaklardan mı korkuyoruz ... döngünün içinde ne kadar sitem etsekte, biz de bir şekilde kaynıyoruz ..... oysa istinasız hepimiz, her birimiz aynı şeyleri istiyoruz....katıksız bir sevgi, yalandan dolandan uzak kendimiz olmak ve inanmak ...inanmakla gelen güven duygusu ve onaylanmak ..... paylaşımlarla büyüyen mutluluklar ve azalan kötü haller .... gel gör ki, iş o kadar da kolay olmuyor . ve sonunda (kendim için diyebilirim) canımız acımasın diye bizde maske setinden en az bir tane temin ediyoruz .... hayatta hiç bir şeyin garantisinin olmadığını biliyor olsakta, kendimiz dışındaki herşeyin garanti olmasını istemekle mi hatayı başlatıyor yada böyle gelmiş ve böyle gidecek diye kanıksıyormuyuz bilmiyorum....
yalnız olmadığımı görmenin sevinci bugün içimde....
kopamadığım yerlerden yine bir tanesi olan, istanbul arkeoloji müzesi.....bir senelik müze kartımla beraber, bu sene kendime müze yılı ilan etmiş durumdayım :) beni bıraksalar ve günlerce müzelerde kalsam, tarihe birde ben kendimce el sürsem.....ve benle konuşsalar ...acaba neler neler anlatırlar, aklımdaki onca sorunun cevaplarıyla beraber.....
şehrin yorduğu anlarda, aklıma önce doğada olmak sonrasında müzelerde olma fikri düşer.... kimi zaman düşlerime taban tabana zıt olan ev içinde dört duvar konseptine kendimi adasamda, her daim ruhumu yeniden doğuran buralardan kopamam....farklı beğenilerim ve farklı hayranlıklarla, çocukken kurduğum düşlerle yeniden gezintiye çıkarım.
gizliden gizliye hepsi benim olsun ister, kimseyle paylaşmak istemediğim zamanlarım olur....bazen öyle anlar gelir ki, herkes bilsin ve herkes burada olsun, hep beraber sahip çıkalım, geçmişi daha iyi anlayalım derim.onca zorunlu derse inat, müze gezilerinin de, senede en az 1 kez dahi olsa zorunlu olması gerektiğini kendimce savunur, her daim hoş bir tebessümle girdiğim müze kapısından, çok daha zengin bir benle çıkarım....
uzun zamandır görmek istediğim yerlerden birisiydi Atatürk Alboretumu ... ne iyi oldu da gitmişiz ...... hahahhahahah her ne kadar efe için bir kasa su almamız gerektiğini bilmeden gidince, işkenceye dönen susuzluk macerasını es geçince harika bir anı oldu, anı haznemize :))))))
Arboretumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijini ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş olan çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitki taksonlarının uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçalarıdır.
Atatürk Arboretumu, Sarıyer ilçesinde bulunan floristik zenginliğiyle birçok yerli ve yabancı botanikçinin ilgisini çekmiş bulunan ünlü Belgrad Ormanı'nın güneydoğusunda 296 hektarlık bir orman parçası üzerinde kurulmuştur. Sınırları içinde Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan Kirazlıbent ile 1916 yılında Neşet Hoca tarafından kurulan Türkiye'nin ilk fidanlığını barındıran Atatürk Arboretumu yeryüzündeki diğer arboretum ve botanik bahçeleriyle tohum ve fidan temini konusunda işbirliğiiçerisindeymiş.
ve ne istiyoruz = yeniden gitmek ve ne diyoruz = mutlaka sizde gidin .....
fazla söze hiç gerek yok .....ruhumun nefes aldığı sürece, yegane değişmez , her gün büyüyen tek aşkım Fenerbahçem ....... ve bugün bende, bizde maçtaydık..... nasıl deli + dehşet bir duygu, tarifi yok ..... yaşanmalı diyorum sadece.......
*****
*****
*****
*****
*****
*****
herkese sevgiler ....
ps:manisa ile 1-1 olmayı hiç sevmedim....manisa'yı da pek sevmem .......
ne zordur kendini anlatmak yada ne kolaydır kendini anlatmak ..... sözlerde saklı gibi dursada , asıl olan duruştur ...işte o sebeple genelde kendini çok anlatanların mumları yatsıya kadar yanıp , sabaha çıkamamaktadır....ve bilirsin ki asla onlar dedikleri değil, olmak istedikleridir ve uzak durur yada amannnn der yoluna devam edersin ....kendini saklayanlar yada anlatmayanlar ile yaşanılanlarla tanırsın,anlarsın.... insan tanımak zordur ... öyle hemende anlamazsın..kavun, karpuz değil ki manavdan aldığın...koklasan, sorsan , pıt pıt vursan,sen nasıl bişeysin desen, tahminlerde bulunsan da, son ana kadar rengini belli etmeyen bir varoluş kendisi,kendimiz ,kendilerimiz ......
fizik gibi matematik (onlarda değişim içinde artık , neyseee !!!) gibi sabit formülü ne yazık ki henüz kayıt altına alınamamış olsada, tecrübe ile gelen teoriler ve çözüm yolları vardır ....ters köşeler en iyisidir ..... yatarsın tam ters köşesine ve bakarsın ...anlarsın....o koku zaten havaya dağıldımı tamam işte ...ve işte BİNGOOOOO :)))) susandan da mümkünse 3-5-10 adım geri durmalı ..... asla durdukları, göründükleri değil, aklınızın alamayacağı boyutta düşünen varlık özelliği sergileyebilirler ......amanınnnn diyorummm, ağzınızın tadını bozmaya hiç mi hiç gerek yok :o) bu terspitler tüm cinsiyetler için geçerli olup, husisi bir cins üstüne de yoğunlaşmamıştır :))))))
her sonbahar gecelerinde, değişmeyen ritüellerimden bir tanesi olan Edith Piaf'lı geceler bu sene Nina Simone ve Semiramis Pekkan eşliğinde sürüyor.....değişim olmazsa olmazlarımızdan ne de olsa :)))) tesadüf eseri Semiramis Pekkan'ın "Ben Böyleyim" şarkısını buldum....nasıl bayıldım, nasıl sevdim, nasıl taptım ve evet bu şarkı ben için yazılmış dedim....(özellikle hiç mi hiç mütevazi olmak istemiyorum:op ) hahahhahaha küfemde pek keşkem kalmamış, zamanla onları yürüyüp geçtiğim yollara dağıtmışımdır fakat keşke ben bu şarkıyı daha önce keşfetseydim diyorum :))))))
ps:sözlerde ben varım ...kulaklarınızı açıp dinleyin hahahahahhahahaha
Long live the King! - Tanri Kral'i korusun!
-
Sanmayin ki bu yazi Michael Jackson'la ilgili... Evet kendisi Pop'un krali
ama benim bahsedecegim Suudi Arabistan'in krali..
Son zamanlarda burada yasananl...